Titriyordum. Onu yillar sonra ansizin kapimda gormek sanki kaybettigim bir hazineyi bulmak gibiydi. Merhaba diye karsilik verdiginde anlamisti kocaman o yillarca cevabini aradigi sorunun aslinda cok kolay oldugunu. Kocaman o kadar ozlemistiki onu iceri girerken odaya yayilan cocugun kokusunu ona farkettirmeden doldurmustu icine. Oturduklari yerden uzun uzun izlediler birbirlerini. Yillarin her ikisinden ne goturdugune ve ne getirdigine baktilar uzun sure. Cocuk zayiflamisti yillara ve dogurmasina inat sanki hergun dahada guzellesiyordu. uzerindeki tek parca elbiseyi sanki modacilar onun icin tasarlamiscasina oyle bir tasiyorduki etkilenmemek elde degildi. Kocaman nerdeyse hergun spor yapiyor ve allah vergisi o estetik harikasi vucudunun formunu surekli zinde tutuyordu. Kocaman herzamanki o inanipmaz bakisini cocugun gozlerine diktiginde anladi cocukta onu sanki yuzyillardir gormuyordu.
Ne yapmam gerekiyor bilmiyorum. Onu terk ettim ve uzun yillar sonra simdi yanindayim. Bana ne hissettigini bile bilmiyorum. Belkide beni bogarak oldurmek istiyordur kimbilir. Diye dusunurken cocuk ,kocaman sordu sanki bir arkadasiyla konusur gibi "kahve istermisin".Evet dedi kibarca cocuk. Kocaman kahveyi hazirlarken cocuk sanki o eve ilk kez geliyormus gibi esyalari ayrintili bir sekilde inceleyip goz gezdiriyordu. Birden tezgahin uzerindeki bir kavanoz carpti gozune, icerisinde kurutulmus gül yapraklari vardi ve rulo haline gelmis bir sayfa. Ilgisini cekmisti bu. Once belli etmedi ama merakini gizleyemedi. Gerci kocaman goz ucuyla onu izliyordu ve kavanoza baktigini goruyordu birden cocuga donerek "ilk bulusmamizda almistim" dedi ve hayret icinde kalan cocugun gozlerine gulumseyerek devam etti "ilk mektubunda orada. Kavanoz hava gecirmeyenlerden bu yuzden kendini muhafaza edebiliyor ucuz birsey sali pazarindan aldim" derken kahvesini uzatti cocuga. Cocuk kavanoza yaklasirken kocamanin icinde anlayamadigi bir urperti baslamisti. Cocugun her adiminda biraz daha derinlesen bir urpertiydi bu. Cani sıkıldı yuzunu burusturdu ve farkinda olmadan dusmaniymis gibi bakti cocuga. Ve bir an odayi buz eden o ses cikti istemeden kocamandan "sakin dokunma ona" . Kocamanin yuzunden soguk terler dokuluyordu cocuk sasirmadi aslinda buna yuzunu yere egerken adimini da geriye dogru ativerdi.12 Eylül 2011 Pazartesi
11 Eylül 2011 Pazar
8 Eylül 2011 Perşembe
ürkek 2
Çalan kapı ziline uyandı. Gözlerini açtığında sabahın ilk ışıkları odasındaydı. Perdesini asla tam kapatmazdı çocukluktan kalma bir alışkanlığıydı bu. İçeri girmek için bizden hiç bir bedel istemeyen Güneşe kendi ellerimizle engel koymak ona hep garip geliyordu. Güneş ışınları yüzünü okşarken hatırladı uzun zaman unuttuğu o gerçeği. Boyası eski ahşap kapılı bu evde mutluydu. Sonra bir an kapının çaldığını hatırladı ve fırladı yatağından. Kapıya doğru ilerlerken düşündü ihtimalleri. Kim olabilirdi bu saatte diye. Oturduğu ev müstakil evdi ve görevli çalışmıyordu. Haftada bir Çarşamba günleri gelirdi Veli efendi süt için ama bugün günlerden salıydı ve Veli efendi asla bu saatte gelmezdi sütünü satmak için. Derken kapıya yaklaştı ve nedendir bilinmez hiç yapmadığı bir şey yaptı ve “kim o” demeden açtı müstakil evinin ağır ve gıcırdayan kapısını. Kapı yavaş yavaş açılırken ansızın dün geceki gölgenin kapının açılan kısmından içeri süzüldüğünü fark etti. Gözleri yere doğru bakıyordu.! Ve yanılmış olamazdı. Evet, bu dün gece gördüğü gölgenin aynısıydı. Kalbi yerinden çıkacakmış gibi oldu ve dehşetle irkildi olduğu yerde. Bir kez daha baktı içeri doğru süzülen gölgeye ve gölgenin sahibini tanımaya çalıştı. Her baktığında dehşeti bir kat daha artıyordu. Vücudundan dökülen soğuk terler bedenini sırılsıklam yapmıştı, elleri ve ayakları titriyordu. Başını kaldırıp gölgenin sahibine bakmak istedi ama yapamadı. Gölge adeta ruhunu ve bedenini kuşatmış, neredeyse nefes almasını bile engelliyordu! Bir an toplamaya çalıştı kendini derin bir nefes almak istediyse de bunu başaramadı. Vucudunu saran bu zehir o kadar kuvvetliydi ki sanki alacağı nefesleri bile o belirliyordu. Gölge biraz küçüldü, anlaşılan o ki içeri giriyordu artık. Adam ani bir hareketle kafasını kaldırıp gölgenin sahibine baktı. Yüzüne takınacağı tavrı bir türlü seçemedi. Bir saniye içerisinde yüzlerce hal aldı yüzü ve hala karar veremiyordu ne yapacağına. Sonunda göz göze geldiler ve ilk konuşan kapıyı çalan gölge oldu
- Merhaba Kocaman…
- Merhaba Kocaman…
7 Eylül 2011 Çarşamba
ürkek?
Dönüş ürkektir…
Yağmur yağıyordu. Uzun uzun baktı ıslanan kaldırıma. Tam perdeyi kapatıp içeri gitmek için hazırlandı ki arada bir yanıp sönen sokak lambası ona doğru gelen gölgeyi fark etmesini sağladı. Yavaş ve emin adımlarla ilerliyordu gölge ama ışığın yetersizliğinden bayan mı erkek mi olduğunu anlayamadı bir an için. Evinin bulunduğu bu sokak çok tenhaydı, sadece iş çıkış saatinde evine dönen birkaç kişi kullanırdı burayı birde gece bazen yolunu şaşıran sarhoşlar. Gölge ne sarhoşa benziyordu ne de saat iş çıkış saati değildi. Ürktü biraz. Çocuk onu terk ettiğinden bu yana yalnız yaşıyordu yıllardır. Sonra aklına onu hayalinde gördüğü gün geldi, bunu düşününce biraz daha ürktü çünkü ayrıldıktan sonra yıllar geçmişti ama ikisinin de bir birinden hiç haberi olmamıştı. Hemen duvardaki üçünün olduğu fotoğrafa baktı sokak lambalarının aydınlattığı odada. Fotoğrafa bakmak daha da duygulandırdı onu ve geçmişi, yaşadıkları film şeridi gibi geçti gözlerinin önünden. Her şey bir anda olup bitmişti sanki. Aklına birbirlerini son gördükleri gün geldi ve tabi o tatsız olay… sonra bir an irkildi ve hemen basını çevirip sokağa baktı ama çok geçti. Gölge yoktu artık sadece ıslak kaldırımlar ve hemen sokağın köşesinde kemikleri kemiren bir iki kedi vardı. Bir iki kez daha yokladı göz ucuyla sokağı ama yok! Yolunu kaybeden biridir diye düşündü başını yastığına koyduğunda ve uyudu diğer günün sabahına uyanmak üzere…
Yağmur yağıyordu. Uzun uzun baktı ıslanan kaldırıma. Tam perdeyi kapatıp içeri gitmek için hazırlandı ki arada bir yanıp sönen sokak lambası ona doğru gelen gölgeyi fark etmesini sağladı. Yavaş ve emin adımlarla ilerliyordu gölge ama ışığın yetersizliğinden bayan mı erkek mi olduğunu anlayamadı bir an için. Evinin bulunduğu bu sokak çok tenhaydı, sadece iş çıkış saatinde evine dönen birkaç kişi kullanırdı burayı birde gece bazen yolunu şaşıran sarhoşlar. Gölge ne sarhoşa benziyordu ne de saat iş çıkış saati değildi. Ürktü biraz. Çocuk onu terk ettiğinden bu yana yalnız yaşıyordu yıllardır. Sonra aklına onu hayalinde gördüğü gün geldi, bunu düşününce biraz daha ürktü çünkü ayrıldıktan sonra yıllar geçmişti ama ikisinin de bir birinden hiç haberi olmamıştı. Hemen duvardaki üçünün olduğu fotoğrafa baktı sokak lambalarının aydınlattığı odada. Fotoğrafa bakmak daha da duygulandırdı onu ve geçmişi, yaşadıkları film şeridi gibi geçti gözlerinin önünden. Her şey bir anda olup bitmişti sanki. Aklına birbirlerini son gördükleri gün geldi ve tabi o tatsız olay… sonra bir an irkildi ve hemen basını çevirip sokağa baktı ama çok geçti. Gölge yoktu artık sadece ıslak kaldırımlar ve hemen sokağın köşesinde kemikleri kemiren bir iki kedi vardı. Bir iki kez daha yokladı göz ucuyla sokağı ama yok! Yolunu kaybeden biridir diye düşündü başını yastığına koyduğunda ve uyudu diğer günün sabahına uyanmak üzere…
6 Eylül 2011 Salı
mühür
Birini dibine kadar anlamaktır okumak. Ben yazıyorum ya şimdi, anlamak istediğini söyleyenler okumaya üşeniyor. İşte benim dilimin mühürü ondan.
5 Eylül 2011 Pazartesi
cocuk hikayesi bölüm 3
Uzaklaşan çocuk 3..
“Nazende” dedi Çocuk isim için fikrini soran Kocamana. Çocuk bencildi şımarıktı egosu büyük bir dağ gibiydi ve övülmekten çok hoşlanıyordu, kocaman bunu biliyordu ama onu olduğu gibi kabullenmişti ve sevmişti zaten fazla sorgulamıyordu bunu hem öyle ya birini sevmek için bir neden olması gerekmiyordu ve Kocaman bunu çok iyi biliyordu. İsim için kendi fikrini soracak mı diye beklemedi bile çocuğu çünkü sormayacağını biliyordu. Ve tabi ki kız mı erkek mi olduğu bile belli olmayan bir şey için tartışmak istemedi onunla. Yeni doğan güneş odalarındaydı ve güne beraber uyanmışlar, birbirlerine bakarken yakın zamanda evlerini ziyaret edecek olan minik misafir için heyecanlıydılar. Kocaman kalktı ilk yataktan kahvaltıyı bugün nedense o hazırlamalıydı diye düşündü. Bir an için kendiyle çeliştiğini zannetti ama aklına doğacak çocuk gelince adımlarını mutfağa doğru daha kararlı atmaya başladı.
Yumurta , zeytin , peynir bal ve tereyağı çocuğun en sevdiği kahvaltıydı. Kocaman daha çok domates salatalık biber yeşil zeytin severdi. Hepsinden özenle hazırlayıp masaya heyecanla yerleştirdi. İlk kez eşine kahvaltı hazırladığı için garip hissetti bir an kendini ama daha sonra bunun kendisinde bir eksiklik oluşturmadığını düşünerek kendinden emin bir şekilde yaptığı işe devam etti hatta neden daha önce yapmadım ki diyip hayıflandı bile. Derken on beş dakika evvel kaynaması için ocağa bıraktığı su kaynamıştı ve usulca bir ölçü kuru çayı demliğe boşalttı altına su alarak tekrar ocağa bıraktı ve altını kıstı.
Mutfakları iki kişilikti evleri çok küçüktü ve gelecek minik misafiri düşününce kocaman biraz tedirgin oldu o an, canını sıkmıştı bu durum çünkü henüz evleri yeni sayılırdı ve Kocaman bu evi çok seviyordu. Küçükte olsa bir bahçesi vardı ve bahçede hanidir yetiştirdiği o organik sebzeleri düşündü bir an için. Onlardan ayrılamazdı. Hem her şey bir yana o sıcak yaz gecelerinde bahçedeki hamakta çocukla birlikte sarılıp sallanmalarını düşündü bir an için. Bir an için yüzüne tebessüm geldi çünkü yıldızları saymayı burada öğretmişti çocuğa ve hatta bir gece birbirlerine romantik bakışlar atarken göz göz geldikleri bir an da çok sağlam bildikleri ip kopmuş ve ikisi de bir metreden kıç üstü yere yapışırken önce donup kalmış sonrada kahkahalarla birbirlerine bakarak iç geçirmişlerdi. Kocaman’ın tebessümünü bölen şey çayın kaynadığını haber veren fokurtu sesiydi. Çayı ocaktan indirip masaya bıraktı ve çocuğu kaldırmak için yatak odasına gitmeye karar verdi.
Yumurta , zeytin , peynir bal ve tereyağı çocuğun en sevdiği kahvaltıydı. Kocaman daha çok domates salatalık biber yeşil zeytin severdi. Hepsinden özenle hazırlayıp masaya heyecanla yerleştirdi. İlk kez eşine kahvaltı hazırladığı için garip hissetti bir an kendini ama daha sonra bunun kendisinde bir eksiklik oluşturmadığını düşünerek kendinden emin bir şekilde yaptığı işe devam etti hatta neden daha önce yapmadım ki diyip hayıflandı bile. Derken on beş dakika evvel kaynaması için ocağa bıraktığı su kaynamıştı ve usulca bir ölçü kuru çayı demliğe boşalttı altına su alarak tekrar ocağa bıraktı ve altını kıstı.
Mutfakları iki kişilikti evleri çok küçüktü ve gelecek minik misafiri düşününce kocaman biraz tedirgin oldu o an, canını sıkmıştı bu durum çünkü henüz evleri yeni sayılırdı ve Kocaman bu evi çok seviyordu. Küçükte olsa bir bahçesi vardı ve bahçede hanidir yetiştirdiği o organik sebzeleri düşündü bir an için. Onlardan ayrılamazdı. Hem her şey bir yana o sıcak yaz gecelerinde bahçedeki hamakta çocukla birlikte sarılıp sallanmalarını düşündü bir an için. Bir an için yüzüne tebessüm geldi çünkü yıldızları saymayı burada öğretmişti çocuğa ve hatta bir gece birbirlerine romantik bakışlar atarken göz göz geldikleri bir an da çok sağlam bildikleri ip kopmuş ve ikisi de bir metreden kıç üstü yere yapışırken önce donup kalmış sonrada kahkahalarla birbirlerine bakarak iç geçirmişlerdi. Kocaman’ın tebessümünü bölen şey çayın kaynadığını haber veren fokurtu sesiydi. Çayı ocaktan indirip masaya bıraktı ve çocuğu kaldırmak için yatak odasına gitmeye karar verdi.
cocuk hikayesi bölüm 2
Uzaklaşan Çocuk 2..
Rüya gibi bir düğünle evleneli 2 yıl olmuştu. Ekimde 3. yılı kutlayacaklardı ve bir hafta kalmıştı sadece buna. Her ne kadar düğün gecesi konvoylarından bir araba, yol kesip para istemeye çalışan bir çocuğu yanlışlıkla ezse de çocuğun hala hayatta olması ve mucize kurtuluşu gölgeleyememişti düğünlerini. Her şey dört dörtlüktü. Çocuğun üniversiteden en sevdiği arkadaşları eksiksiz katılmışlardı düğüne. Müzikler halaylar danslar her şey ama her şey onun istediği gibi olmuştu.
Çocuk her zaman ki gibi heyecan içinde içeri girdi. Elindeki poşetleri görünce Kocaman önce kızar gibi baktı ona ama sonra yıldönümünü hatırlayınca yüz ifadesini değiştirdi. Ama artık çok geçti çünkü Çocuk bu ifadeyi ezbere biliyordu. Çok önemsemedi bu bakışı Çocuk , ayakkabılarını çıkarıp poşetlerle birlikte odasına geçerken kapının ucundan nihayet bir kelime edebildi “ dünden kalan taze fasulye vardı dolapta” dedi ve kapının eşiğinden kayboldu görüntüsü. Kocaman bu konuşmayı daha önce de bekler gibi yüzünü önce anlamlı bir tebessüm belirdi ve kısık bir ses tonuyla dışarıda yemek yediğini belirtti Çocuğa . Sanki duvarlarla yalnız başına konuşmuştu da kimse cevap vermedi bile ona. Bir an için durup düşündü, sahi kiminle konuştu az önce?
Uğruna canını feda edecek kadar çok sevdiği bu güzeller güzeli sarışınla mı yoksa ikisinin de gece uyurken yani ikisi de başını yastığa koyduğu anda düşündükleri ve korktukları o kaçınılmaz sonla mı konuşuyorlardı? İkisi de korkardı bundan, gece başlarını yastığa koyduklarında hemen kapatmazlardı gözlerini ikisi bir birilerine “iyi geceler” derken birkaç saniye o kaçınılmaz gerçekliğin soğukluğu titretirdi kalplerini bir anda gözlerinin ışığı söner ve hayat karmaşaya doğru akardı onlar için, sadece birkaç saniyeliğine. İkisi de âşıktı birbirine ve bu onların geleceğini yeterince tehlikeli ve bilinmez yapmaya yetiyordu.
Kocaman bilgisayar başından kalkıp odasına gitmek için hareketlendiğinde içeriden gelen çığlıkla bir anda yıldırım hızında hareket ederek sanki o anda orada yani çığlığın geldiği yerde oluvermişti. Göz göze geldiler. Kocaman çığlığın büyüklüğünden olacak ki çok kötü bir şeyle karşılaşmaya hazırladı kendini ama öyle olmamıştı ve çocuk ona bakıp gülüyordu. Çocuğun güldüğünü fark ederken iş işten geçmişti artık yaşadığı şokla sarsılan Kocaman kötü bir manzarayla karşılaşmadığı için önce derin bir nefes aldı ve daha sonra kendini kontrol edemeyerek bağırdı! “lanet olsun sana aptal! Komik mi bu yaptığın? Kendini komik mi zannediyorsun ha? Salağın tekisin sen, şu yaptığına bak! Çocuksun sen Allah bel… Kocaman sözlerini tamamlamadan odada Çocuk sesi yankılandı ve bu ses Kocamanın öfke dolu sesi kadar olmasa da yinede duyulacak kadardı. “Hamileyim ! Diyebildi yalnızca gözünden akarken yaşlar…. Birde cümlenin başına başka biri eklenmişti şimdi! Bir et parçası değildi sadece bu iki göz ve ayak değildi sadece bu. Bu ikisinden olma bir şey olacaktı belki oğlu veya kızı olacaktı. Bu ihtimalleri düşünmeye geçmeden sersemlikle birlikte anlamaya çalıştığı şeyi tekrar sorma gereği duydu bir an ve ağzını açıp soracaktı ki Çocuk bunu anlayarak kendisi bir hamle yaptı ve bir daha duyuldu o ses “ Hamileyim dedim !”
Çocuk her zaman ki gibi heyecan içinde içeri girdi. Elindeki poşetleri görünce Kocaman önce kızar gibi baktı ona ama sonra yıldönümünü hatırlayınca yüz ifadesini değiştirdi. Ama artık çok geçti çünkü Çocuk bu ifadeyi ezbere biliyordu. Çok önemsemedi bu bakışı Çocuk , ayakkabılarını çıkarıp poşetlerle birlikte odasına geçerken kapının ucundan nihayet bir kelime edebildi “ dünden kalan taze fasulye vardı dolapta” dedi ve kapının eşiğinden kayboldu görüntüsü. Kocaman bu konuşmayı daha önce de bekler gibi yüzünü önce anlamlı bir tebessüm belirdi ve kısık bir ses tonuyla dışarıda yemek yediğini belirtti Çocuğa . Sanki duvarlarla yalnız başına konuşmuştu da kimse cevap vermedi bile ona. Bir an için durup düşündü, sahi kiminle konuştu az önce?
Uğruna canını feda edecek kadar çok sevdiği bu güzeller güzeli sarışınla mı yoksa ikisinin de gece uyurken yani ikisi de başını yastığa koyduğu anda düşündükleri ve korktukları o kaçınılmaz sonla mı konuşuyorlardı? İkisi de korkardı bundan, gece başlarını yastığa koyduklarında hemen kapatmazlardı gözlerini ikisi bir birilerine “iyi geceler” derken birkaç saniye o kaçınılmaz gerçekliğin soğukluğu titretirdi kalplerini bir anda gözlerinin ışığı söner ve hayat karmaşaya doğru akardı onlar için, sadece birkaç saniyeliğine. İkisi de âşıktı birbirine ve bu onların geleceğini yeterince tehlikeli ve bilinmez yapmaya yetiyordu.
Kocaman bilgisayar başından kalkıp odasına gitmek için hareketlendiğinde içeriden gelen çığlıkla bir anda yıldırım hızında hareket ederek sanki o anda orada yani çığlığın geldiği yerde oluvermişti. Göz göze geldiler. Kocaman çığlığın büyüklüğünden olacak ki çok kötü bir şeyle karşılaşmaya hazırladı kendini ama öyle olmamıştı ve çocuk ona bakıp gülüyordu. Çocuğun güldüğünü fark ederken iş işten geçmişti artık yaşadığı şokla sarsılan Kocaman kötü bir manzarayla karşılaşmadığı için önce derin bir nefes aldı ve daha sonra kendini kontrol edemeyerek bağırdı! “lanet olsun sana aptal! Komik mi bu yaptığın? Kendini komik mi zannediyorsun ha? Salağın tekisin sen, şu yaptığına bak! Çocuksun sen Allah bel… Kocaman sözlerini tamamlamadan odada Çocuk sesi yankılandı ve bu ses Kocamanın öfke dolu sesi kadar olmasa da yinede duyulacak kadardı. “Hamileyim ! Diyebildi yalnızca gözünden akarken yaşlar…. Birde cümlenin başına başka biri eklenmişti şimdi! Bir et parçası değildi sadece bu iki göz ve ayak değildi sadece bu. Bu ikisinden olma bir şey olacaktı belki oğlu veya kızı olacaktı. Bu ihtimalleri düşünmeye geçmeden sersemlikle birlikte anlamaya çalıştığı şeyi tekrar sorma gereği duydu bir an ve ağzını açıp soracaktı ki Çocuk bunu anlayarak kendisi bir hamle yaptı ve bir daha duyuldu o ses “ Hamileyim dedim !”
cocuk hikayesi bölüm 1
Uzaklaşan Çocuk..
Çocuk adım adım ilerliyordu, sevmediği bir şeyden kaçar gibiydi elinde eskimiş bir bavul ve ayaklarında o günün yorgunluğu ile yüzüne daha önce hiç takınmadığı ve yabancısı olduğu tavırla baş başaydı şimdi. Evet tedirgindi. Bunun anlamını biliyordu ama daha önce hiç hissetmemişti. Uzaklaşmak onun için kitaplarda ve sözcüklerde ütopyadan öteye gidemeyen bir deli saçmasıydı sadece. Aşk köpeklikti oysa ! Ya şimdi ! kendi hikayesinin kahramanı gibiydi yürürken oraya doğru ama korkuyordu!
Biraz daha ilerledi yüzündeki tedirginlik tazeliğini yitirmeden. Elindeki bavulu bıraktı kapısını açtığı bilinmeze doğru. Derin bir nefes aldı. Artık yüzünde ilk tedirginliği yoktu. O’ndan uzaklaşmış olmanın garip duygusu içerisindeydi. Yarım tebessüm ediyordu sanki. Kapıyı vurup o kararı verdiğinden beri zaten tüm duyguları yarım yamalak yaşıyordu artık. Sevinçli miydi yoksa değimliydi bunu bile bilmiyordu. Ama ne önemi vardı ki artık ondan uzaktı ! ya da o öyle zannediyordu. Ne yani adım adım uzaklaştığı o değil miydi? Kapıyı vurup gittiğinde ilk kez gitmek için bu kadar kararlı olan o değil miydi? ardından “aptalll” diye bağırmıştı geride bıraktığı adam. Ama kocaman adamın bağırması bile çok ilginçti ! “aptal” derken bile biliyordu sanki her şeyi , olacakları , olanları ve …..
İçinden bir ses yalnız olmadığını söylüyordu. Hayır ! bu nasıl olabilirdi ki imkansızdı bu ! ondan uzaklaşmak için nicedir yaptığı planlar hepsi boşa mı gitmişti yani ? kapıyı vurup onca eziyetle geldiği bu yerde her şeyin yeni olması gerekmiyor muydu ? yeni bir ayna yeni bir çekmece yeni bir masa kağıt kalem bardak küllük vs vs.. Bir an başından kaynar sular gibi oldu kapısını açtığı bu “bildiği yeni’ye”.. Yanlış görmüyordu. Bir ayağı kırık bu tanıdık ahşap masaya ağzı açık hayret dolu gözlerle bakarken, masanın üzerindeki Kocamana ait cüzdanı ve dünden kalma sevişme artığı kıyafetleri gördüğünde artık ayaklarının vücudunu taşımadığını fark etti ve kapının önündeki koltuğa yığılıverdi...
Çocuk adım adım ilerliyordu, sevmediği bir şeyden kaçar gibiydi elinde eskimiş bir bavul ve ayaklarında o günün yorgunluğu ile yüzüne daha önce hiç takınmadığı ve yabancısı olduğu tavırla baş başaydı şimdi. Evet tedirgindi. Bunun anlamını biliyordu ama daha önce hiç hissetmemişti. Uzaklaşmak onun için kitaplarda ve sözcüklerde ütopyadan öteye gidemeyen bir deli saçmasıydı sadece. Aşk köpeklikti oysa ! Ya şimdi ! kendi hikayesinin kahramanı gibiydi yürürken oraya doğru ama korkuyordu!
Biraz daha ilerledi yüzündeki tedirginlik tazeliğini yitirmeden. Elindeki bavulu bıraktı kapısını açtığı bilinmeze doğru. Derin bir nefes aldı. Artık yüzünde ilk tedirginliği yoktu. O’ndan uzaklaşmış olmanın garip duygusu içerisindeydi. Yarım tebessüm ediyordu sanki. Kapıyı vurup o kararı verdiğinden beri zaten tüm duyguları yarım yamalak yaşıyordu artık. Sevinçli miydi yoksa değimliydi bunu bile bilmiyordu. Ama ne önemi vardı ki artık ondan uzaktı ! ya da o öyle zannediyordu. Ne yani adım adım uzaklaştığı o değil miydi? Kapıyı vurup gittiğinde ilk kez gitmek için bu kadar kararlı olan o değil miydi? ardından “aptalll” diye bağırmıştı geride bıraktığı adam. Ama kocaman adamın bağırması bile çok ilginçti ! “aptal” derken bile biliyordu sanki her şeyi , olacakları , olanları ve …..
İçinden bir ses yalnız olmadığını söylüyordu. Hayır ! bu nasıl olabilirdi ki imkansızdı bu ! ondan uzaklaşmak için nicedir yaptığı planlar hepsi boşa mı gitmişti yani ? kapıyı vurup onca eziyetle geldiği bu yerde her şeyin yeni olması gerekmiyor muydu ? yeni bir ayna yeni bir çekmece yeni bir masa kağıt kalem bardak küllük vs vs.. Bir an başından kaynar sular gibi oldu kapısını açtığı bu “bildiği yeni’ye”.. Yanlış görmüyordu. Bir ayağı kırık bu tanıdık ahşap masaya ağzı açık hayret dolu gözlerle bakarken, masanın üzerindeki Kocamana ait cüzdanı ve dünden kalma sevişme artığı kıyafetleri gördüğünde artık ayaklarının vücudunu taşımadığını fark etti ve kapının önündeki koltuğa yığılıverdi...
....
Gözlerini açtığında başı çatlayacak gibi ağrıyordu. Aldırmadı buna fazla zira ilgilendiği şey bir saat önce gördüğü dehşet dolu o manzaraydı. Bu nasıl olabilirdi ? diye sordu kendine aynı manzaraya bir kez daha bakarken. Geride bıraktığı kilometrelerce yol, beynini kemiren o sorular ve verdiği karar. Bir karar vermişti kendini esaretten kurtardığını hatırlayarak. Ama şimdi büyük bir hevesle ve kararlılıkla terk ettiği yerdeydi yine! bu nasıl olmuştu? Düşündükçe çıldıracak gibi oldu düşündükçe vücudundan soğuk terler boşalıyordu ve manzara tek kelimeyle dehşetti onun için.
4 Eylül 2011 Pazar
ki;
” Seni anlatacaktım… Senden söz edecektim… Ya da senden haberdar edecektim. Seni bilsinler istedim belki de… İsmini söylesem; kiminin aklında şımarık, kimininkinde uysal, kiminde âlim, kiminde mazlum, kiminde zâlim, kiminde genç, kiminde yaşlı, kiminde çirkin, kiminde güzel bir şeyle canlanacaktı. Herkes kendi aklından, kendi geçmişinden, kendi kitaplarından, kendi tarihinden, kendi açısından, yani “kendi”nden bir olta takacaktı sana.
Rengini söylemeye kalksam; kimi kötü, kimi iyi, kimi yakan, kimi yanan, kimi duran, kimi koşan, kimi ayık, kimi sarhoş sanacaktı seni. Herkes “kendi” rengiyle boyayacaktı seni…
Kokunu anlatsam; kimi hoş, kimi iğrenç, kimi hafif, kimi ağır, kimi çiçekli, kimi baharatlı sanacaktı seni. Herkes “kendi” burnuyla koklayacaktı seni…
Tadını söylesem; kimi acı, kimi tatlı, kimi ekşi, kimi mayhoş, kimi tuzlu diyecekti sana… Herkes “kendi” dilinin bildiği bir tada benzetecekti seni…
Huyundan söz etsem; kimi iyi, kimi kötü, kimi korkak, kimi cesur, kimi tembel, kimi çalışkan, kimi kahraman, kimi kaçak, kimi akıllı, kimi deli sanacaktı seni. Hepsi “kendi” penceresinden seyredecekti seni…
Baktım ki, neyinden bahsetsem “onlara”, neyinden söz açsam “onlardan”, neyini söylesem “onların” olacak; ne söylesem örtecek seni, sustum, hiç anlatmadım…
Suskunluk bile herkesin karnında başka bir çocuğa gebeydi. Saklandım, beni gören seni bir şey zannetmesin diye…”
Rengini söylemeye kalksam; kimi kötü, kimi iyi, kimi yakan, kimi yanan, kimi duran, kimi koşan, kimi ayık, kimi sarhoş sanacaktı seni. Herkes “kendi” rengiyle boyayacaktı seni…
Kokunu anlatsam; kimi hoş, kimi iğrenç, kimi hafif, kimi ağır, kimi çiçekli, kimi baharatlı sanacaktı seni. Herkes “kendi” burnuyla koklayacaktı seni…
Tadını söylesem; kimi acı, kimi tatlı, kimi ekşi, kimi mayhoş, kimi tuzlu diyecekti sana… Herkes “kendi” dilinin bildiği bir tada benzetecekti seni…
Huyundan söz etsem; kimi iyi, kimi kötü, kimi korkak, kimi cesur, kimi tembel, kimi çalışkan, kimi kahraman, kimi kaçak, kimi akıllı, kimi deli sanacaktı seni. Hepsi “kendi” penceresinden seyredecekti seni…
Baktım ki, neyinden bahsetsem “onlara”, neyinden söz açsam “onlardan”, neyini söylesem “onların” olacak; ne söylesem örtecek seni, sustum, hiç anlatmadım…
Suskunluk bile herkesin karnında başka bir çocuğa gebeydi. Saklandım, beni gören seni bir şey zannetmesin diye…”
kocamandan
Kocamandan Çocuğa…
Bakmayın çocuk olduğuna, kocaman adamlara kendi bildiğinin aslında ne kadar “cahili” olduğunu gösterir bazen. Saygı duyuyorum prensiplerine , duruşuna ve gülümseyişine. Uzun zamandır kendi cennetimde gördüğüm , zaman zaman göz göze geldiğim çocuk… ne yaptın bana ? tüm bildiklerimi gördüklerimi ve hatta yaşadıklarımı nasılda alt üst ediverdin bir anda ! . Biliyorum doğa üstü güçlerin yok seninde benim gibi iki ayağın iki gözün sinirlerin kemiklerin vesaire var ! benden fazla benden eksik değilsin ve sen aslında bu yüzden özelsin… Naz..Senin mayanı neyle yoğurdular bilmiyorum ama yalnızca “bir tutam sevgi” olmadığı kesin ! Sırf bu özelliğine ciltler dolusu kitap yazabilirim çocuk…
Kocamanından bir başlangıç şu iki satır… Sevgiyle kal şimdilik.
Bakmayın çocuk olduğuna, kocaman adamlara kendi bildiğinin aslında ne kadar “cahili” olduğunu gösterir bazen. Saygı duyuyorum prensiplerine , duruşuna ve gülümseyişine. Uzun zamandır kendi cennetimde gördüğüm , zaman zaman göz göze geldiğim çocuk… ne yaptın bana ? tüm bildiklerimi gördüklerimi ve hatta yaşadıklarımı nasılda alt üst ediverdin bir anda ! . Biliyorum doğa üstü güçlerin yok seninde benim gibi iki ayağın iki gözün sinirlerin kemiklerin vesaire var ! benden fazla benden eksik değilsin ve sen aslında bu yüzden özelsin… Naz..Senin mayanı neyle yoğurdular bilmiyorum ama yalnızca “bir tutam sevgi” olmadığı kesin ! Sırf bu özelliğine ciltler dolusu kitap yazabilirim çocuk…
Kocamanından bir başlangıç şu iki satır… Sevgiyle kal şimdilik.
3 Eylül 2011 Cumartesi
sebepsizgülmek
Derviş, bir kucak elma ile bayırlar aşan bir genç kıza rast gelmiş bozkır sıcağında. Yorgunluktan al almış kızın yanakları... "Nereye gidersin? Ne doldurdun kucağına?" diye sormuş. Uzak bir tarlayı işaret etmiş kız. "Sevdiğim çalışıyor orada. Ona elma götürüyorum." demiş kız... ..."Kaç tane?" diye soruvermiş derviş... Kız şaşkın; "İnsan sevdiğine götürdüğü şeyi sayar mı hiç?" diye cevap vermiş. Ve Derviş; Usulca kırmış elindeki tesbihi...
insanlara değer vermelisin sevmelisin,hesabını yapmadan ..
sebepsiz gülmeyi unutanlara gelsin.
değer-gülümsemek
neden kimse değişmeden duramaz ki kocaman?
sen de değiştin.
ilk tanıştığımız günki gizem yok sende.
garipsin şimdi.
üzüyorsun arada.
ilk günler daha iyiydi.
neden değişir ki insan?
ben hiç değişmedim değişmemde.
görüyosun..
belki ben pimpirikli davranıyorum şuan ama böyle hissediyorum.
belki sen hiç değişmedim aynısın.
ama şu bir gerçek fedakarlık yapmıyor kimse.
herşey karşılıklı.
insanlar ''ben çok fedakarlık yaptım''diye başlıyor sözlerine.
oysa fedakarlık karşılık beklemeden yapılan birşeydir.
söylemezsin ne yaptığını,neden yaptığını..
herkes değer görebildiğinin peşinde.
ben böyle değilim.
hatta bugün bir-arkadaş- bana şöyle söyledi;
''bugun profiline baktım naz yalçın!
seni ve egolarını sevdiğimi söylemek istedim!
lütfen aynı performansını sürdür :D
sen bu imajınla benim hafızamdan uzun süre silinmeyeceksin :)
''
seni ve egolarını sevdiğimi söylemek istedim!
lütfen aynı performansını sürdür :D

sen bu imajınla benim hafızamdan uzun süre silinmeyeceksin :)
''garip değil mi?
seviyorum ama böyle olmayı.
teşekkür ederim ibrahimökmen
her halükarda sonuna kadar
smile <3
2 Eylül 2011 Cuma
homesweethome
homee sweet home gibisi var mı?
sonunda evimdeyim.
şu iki günde delilik olarak nitelendirebileceğim şeyler yaptım,
1)aniden şehirdışına çıkmaya karar verdim.
2)trenle yapayım bu seyahatimi dedim(hem ucuz hem rahatt yeaa şeklinde bir düşüncem vardı)
biletimi aldım eve çantamı hazırlamaya gittim.
trenim 4teydi.
ben her ihtimali karşı-zekiye düşüncemle-3 buçukta istasyonda oldum.
bekliyorum bekliyorumm bekliyorumm..
tren rötarlı olarak 4 buçukta geldi!
ben zekiye düşüncemle 3 buçukta istasyondaydım ve tam bir saat malca diye tabir ettiğimiz salakça bir şekilde orda bekledim.hihihi
neyseki bindim trene.
bendeniz naz
numarasız kısımdan bilet aldım daha rahat olur az kişi olur diye.
baktım yer yok!
bir iki insanla tartışarak en sonunda kendime uygun bir koltuk bulup oturdum.
hava sıcaktı ve üstüme serin olduğunda giyecek birşey almamışım ve dondum dondum trende!
üstelik daha hızlı ve rahat giderim diye treni tercih etmeme rağmen gideceğim yere tam 2 saat geç vardım!
hay ben bu işe dedim bir daha dahiyane fikirlerini lütfen dışarı vurma içinde kalsınn lütfenn..
şu an dönüş yolunda tam 4 otobüs değiştrerek eve varmış bulunmaktayım.
ve kendi kendime porşe audii falan al naz böyle perişan oldun yollarda dedim.
metinbey'e söyleyelim bakalım isyan ediyim biraz.
aslında bunları anlatmayacaktım ki ben.home sweet home diyince tutamadım kendimi.
siz siz olun bir zekiye naz tavsiyesi içinizde dışarı çıkmaya çalışan o dahiyane fikirlerinize kulak vermeyin! :D
bu arada;
captain america bugün vizyona girdi. eğer sevgilizle gidip filmde yiyişirseniz tarih sizi affetmez.
kocaman beni bekliyor okuyanlarımı öptüm.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




