5 Eylül 2011 Pazartesi

cocuk hikayesi bölüm 1

Uzaklaşan Çocuk..
Çocuk adım adım ilerliyordu, sevmediği bir şeyden kaçar gibiydi elinde eskimiş bir bavul ve ayaklarında o günün yorgunluğu ile yüzüne daha önce hiç takınmadığı ve yabancısı olduğu tavırla baş başaydı şimdi. Evet tedirgindi. Bunun anlamını biliyordu ama daha önce hiç hissetmemişti. Uzaklaşmak onun için kitaplarda ve sözcüklerde ütopyadan öteye gidemeyen bir deli saçmasıydı sadece. Aşk köpeklikti oysa ! Ya şimdi ! kendi hikayesinin kahramanı gibiydi yürürken oraya doğru ama korkuyordu!

Biraz daha ilerledi yüzündeki tedirginlik tazeliğini yitirmeden. Elindeki bavulu bıraktı kapısını açtığı bilinmeze doğru. Derin bir nefes aldı. Artık yüzünde ilk tedirginliği yoktu. O’ndan uzaklaşmış olmanın garip duygusu içerisindeydi. Yarım tebessüm ediyordu sanki. Kapıyı vurup o kararı verdiğinden beri zaten tüm duyguları yarım yamalak yaşıyordu artık. Sevinçli miydi yoksa değimliydi bunu bile bilmiyordu. Ama ne önemi vardı ki artık ondan uzaktı ! ya da o öyle zannediyordu. Ne yani adım adım uzaklaştığı o değil miydi? Kapıyı vurup gittiğinde ilk kez gitmek için bu kadar kararlı olan o değil miydi? ardından “aptalll” diye bağırmıştı geride bıraktığı adam. Ama kocaman adamın bağırması bile çok ilginçti ! “aptal” derken bile biliyordu sanki her şeyi , olacakları , olanları ve …..

İçinden bir ses yalnız olmadığını söylüyordu. Hayır ! bu nasıl olabilirdi ki imkansızdı bu ! ondan uzaklaşmak için nicedir yaptığı planlar hepsi boşa mı gitmişti yani ? kapıyı vurup onca eziyetle geldiği bu yerde her şeyin yeni olması gerekmiyor muydu ? yeni bir ayna yeni bir çekmece yeni bir masa kağıt kalem bardak küllük vs vs.. Bir an başından kaynar sular gibi oldu kapısını açtığı bu “bildiği yeni’ye”.. Yanlış görmüyordu. Bir ayağı kırık bu tanıdık ahşap masaya ağzı açık hayret dolu gözlerle bakarken, masanın üzerindeki Kocamana ait cüzdanı ve dünden kalma sevişme artığı kıyafetleri gördüğünde artık ayaklarının vücudunu taşımadığını fark etti ve kapının önündeki koltuğa yığılıverdi...

....

Gözlerini açtığında başı çatlayacak gibi ağrıyordu. Aldırmadı buna fazla zira ilgilendiği şey bir saat önce gördüğü dehşet dolu o manzaraydı. Bu nasıl olabilirdi ? diye sordu kendine aynı manzaraya bir kez daha bakarken. Geride bıraktığı kilometrelerce yol, beynini kemiren o sorular ve verdiği karar. Bir karar vermişti kendini esaretten kurtardığını hatırlayarak. Ama şimdi büyük bir hevesle ve kararlılıkla terk ettiği yerdeydi yine! bu nasıl olmuştu? Düşündükçe çıldıracak gibi oldu düşündükçe vücudundan soğuk terler boşalıyordu ve manzara tek kelimeyle dehşetti onun için.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder